2025: Dünyanın Sükûnet Aradığı Bir Yıl

Takvimler 2025’i geride bırakırken, insan ister istemez durup soruyor:

Bu yıl bize ne öğretti?

Dünya için kolay bir yıl olmadı…

Ama belki de tam bu yüzden, doğru soruları sormak için en uygun zaman şimdi.

2025, küresel ölçekte belirsizliklerin yılı olarak hafızalara kazındı. Savaşlar sona ermedi; yalnızca yer değiştirdi. Güç dengeleri yeniden tartışıldı, uluslararası sistem bir kez daha “adil mi?” sorusuyla yüzleşti. Enerji, gıda ve güvenlik başlıkları, dünyanın ortak gündemi olmaya devam etti. Büyük devletlerin rekabeti, küçük ülkelerin hayatlarını doğrudan etkiledi.

Bu yıl, küresel vicdanın en ağır sınavlardan geçtiği dönemlerden biri oldu. Savaşlar artık sadece cephelerde değil; ekranlarda, mahkeme salonlarında ve diplomasi masalarında da sürüyor.

Rusya–Ukrayna savaşı, 2025’te de sona ermedi. Cephe hattı zaman zaman değişse de kaybeden taraf hep siviller oldu. Avrupa’nın ortasında süren bu savaş, enerji krizlerini derinleştirdi, gıda fiyatlarını yükseltti ve “küresel barış” söylemlerinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Büyük güçler masada strateji konuşurken, milyonlarca insan belirsizlik içinde yaşamaya devam etti.

Ancak 2025’in dünya vicdanında en derin yarayı açan başlığı, İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü işgal ve saldırılar oldu. Kadınların, çocukların ve sivillerin hedef alındığı görüntüler tüm dünyanın gözleri önünde yaşandı. Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in savaş suçu işlediğine dair kararlarına rağmen pratikte hiçbir yaptırım uygulanamaması, uluslararası hukukun kimler için geçerli olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Özellikle ABD’nin açık ve örtülü baskıları, İsrail’e yönelik yaptırımların önündeki en büyük engel olarak öne çıktı. Hukuk vardı; ancak güç dengeleri hukukun önüne geçti. Kararlar alındı, raporlar hazırlandı, açıklamalar yapıldı; fakat sahada değişen pek bir şey olmadı. Bu tablo, “güçlü olanın dokunulmazlığı” gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

2025, bu yönüyle yalnızca savaşların değil, uluslararası sistemin samimiyetinin de sorgulandığı bir yıl oldu. İnsan hakları söylemleri, mazlumlar söz konusu olduğunda neden askıya alınıyor? Aynı ihlal, farklı ülkeler tarafından yapıldığında neden farklı muamele görüyor? Dünya, bu sorulara ikna edici cevaplar veremedi.

Küresel kriz başlıkları bununla da sınırlı kalmadı. İklim krizi ve çevresel felaketler, 2025’te neredeyse sıradanlaştı. Aşırı sıcaklar, büyük orman yangınları, seller ve kuraklık; dünyanın birçok bölgesinde artık “olağan haber” hâline geldi. İklim zirvelerinde verilen sözler, sahadaki gerçeklerle örtüşmedi. En az sorumluluğu olan ülkeler ve toplumlar, en ağır bedelleri ödemeye devam etti. Bu durum, çevre adaleti kavramını da yeniden tartışmaya açtı.

Ekonomik eşitsizlikler ise daha görünür hâle geldi. Enflasyon, hayat pahalılığı ve gelir adaletsizliği; yalnızca gelişmekte olan ülkelerde değil, Batı’nın merkezinde de ciddi toplumsal huzursuzluklara yol açtı. Orta sınıfın erimesi, gençlerin gelecek kaygısı 2025’in sessiz ama yaygın sorunları arasında yer aldı.

Buna dijital dünyadaki etik tartışmalar da eklendi. Yapay zekâ ve büyük veri hızla gelişirken, mahremiyet, manipülasyon ve dezenformasyon riski arttı. Gerçeğin algoritmalar arasında kaybolduğu bir çağda, doğru bilgiye ulaşmak her zamankinden daha zor hâle geldi.

Ve belki de yılın en acı gerçeği şuydu: Adaletin terazisi hâlâ güç merkezlerinde tutuluyor.

Tüm bu karanlık tabloya rağmen, 2025 yalnızca krizlerin ve çatışmaların yılı olmadı. Umudu tamamen dışlayan bir dönem de yaşanmadı. Bilim ve teknolojide özellikle sağlık ve yapay zekâ alanlarında kaydedilen ilerlemeler, insanlığın geleceğine dair iyimserliği diri tuttu. Hastalıkların teşhis ve tedavisinde atılan yeni adımlar, yaşam kalitesini artırmaya yönelik çözümler ve teknolojinin insan hayatına doğrudan dokunan yönleri, zor zamanlarda bile ilerlemenin mümkün olduğunu gösterdi.

Küresel ölçekte yaşanan afetler karşısında sergilenen dayanışma örnekleri de dikkat çekiciydi. Farklı ülkelerden gelen yardım ekipleri, sivil toplum kuruluşlarının çabaları ve gönüllü hareketler, tüm ayrışmalara rağmen ortak acılarda birleşilebildiğini ortaya koydu. Bu tablo, “insanlık ölmedi” cümlesini sadece bir temenni olmaktan çıkarıp somut bir gerçeğe dönüştürdü.

2025’te toplumların vicdan refleksi birçok coğrafyada kendini hissettirdi. Filistin başta olmak üzere mazlum halklar için dünyanın dört bir yanında yükselen sivil tepkiler, resmî politikaların ötesinde bir küresel halk bilincinin varlığını ortaya koydu. Sokaklar, meydanlar ve üniversiteler; sessiz kalmayan insanların sesiyle doldu. Bu tepkiler, karar mekanizmalarını hemen değiştirmese de tarihe düşülen güçlü bir not oldu.

Yerel düzeyde ise dayanışma ve topluluk bilinci daha da güçlendi. Büyük krizler karşısında merkezi sistemlerin yetersiz kaldığı anlarda, insanlar birbirine daha fazla tutundu. Gönüllülük faaliyetleri, yerel inisiyatifler ve küçük ama etkili çözümler, umudun hâlâ canlı olduğunu gösterdi.

Sanat, edebiyat ve düşünce dünyasında daha sorgulayıcı, daha insani bir dil öne çıktı. İnsanlar daha çok düşünmeye, daha az tüketmeye yöneldi. Gürültünün arttığı bir dünyada, sükûnet arayışı daha görünür hâle geldi. Belki de 2025, insanlığa en çok “durup düşünmenin” önemini hatırlattı.

Bu küresel tablo içinde Türkiye de 2025’te jeopolitik konumu nedeniyle zor bir denge içinde kaldı. Bölgesel gerilimler, ekonomik baskılar ve zaman zaman adil olmayan uluslararası tutumlar, ülkemizin elini zorlaştırdı. Türkiye’nin haklı tezlerinin yeterince karşılık bulmadığı anlar yaşandı. Bu durum, yalnızca bir dış politika meselesi değil; küresel sistemdeki çifte standardın da açık bir yansımasıydı.

2025, insanlığa çok şey kazandıran bir yıl olmadı; ancak çok şey hatırlatan bir yıl oldu. Gücün adaleti değil, adaletin gücü konuşulmadıkça dünyanın huzur bulamayacağı bir kez daha görüldü. Savaşların, krizlerin ve çifte standartların ortasında, insan olmanın ne anlama geldiği yeniden sorgulandı.

Bu yıl bize şunu öğretti: Sessiz kalmak tarafsızlık değildir. Görmezden gelmek masumiyet değildir. Ve umut, ancak emek verilirse ayakta kalır.

2025; gürültüsü bol, sükûneti az bir yıl olarak hafızalara kazındı. Ancak belki de tam bu yüzden, insanlık için bir iç muhasebe yılı oldu. Şimdi önümüzde duran soru net: Aynı hataları daha yüksek sesle mi tekrar edeceğiz, yoksa daha az bağırıp daha çok anlayan bir dünya mı kuracağız?

Cevap, yine insanlığın vicdanında saklı.

Osman DEMİR

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir