Zulmün Gölgesinde Bir Bayram

Dün gece bin aydan daha hayırlı olduğu müjdelenen Kadir Gecesini idrak ettik.

Duaların göğe yükseldiği, kalplerin yumuşadığı, affın ve rahmetin kapılarının ardına kadar açıldığı mübarek bir geceydi.

Şimdi ise üç gün sonra idrak edeceğimiz Ramazan Bayramına doğru ilerliyoruz.

Şimdiden bayramımız mübarek olsun.

Mübarek Ramazan ayı sadece aç kalmanın değil; nefsi terbiye etmenin, sabrı öğrenmenin ve insanın kalbine dönmesinin ayıdır.

Ramazan; paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin yeniden hatırlandığı kutlu bir zaman dilimidir.

Bu ayda sofralar büyür.

İki kişiye yetmeyen bir tabak yemek üç kişiye bölünür de yine artar.

Bir bardak su bile kardeşliğin sembolü olur.

Ramazan; zenginin fakiri hatırladığı, güçlü olanın zayıfa el uzattığı bir merhamet mevsimidir.

Fitreyle, zekâtla, sadakayla toplumun yaraları sarılmaya çalışılır.

Ama ne yazık ki bugün İslam dünyasının hali Ramazan’ın ruhuna yakışır bir tablo sunmuyor.

Aynı kitaba inanan, aynı peygambere ümmet olan, aynı kıbleye yönelen milyonlarca insan; bölünmüş, parçalanmış ve birbirinden uzak bir coğrafyada yaşıyor.

Kardeşlik söylemleri var ama ortak bir irade yok.

Acılar ortak ama tepkiler dağınık.

Bir yanda ABD’nin desteğini arkasına alan İsrail’in yıllardır süren saldırıları ve katliamları var.

Masum insanların hayatını kaybettiği, şehirlerin yıkıldığı, çocukların yetim kaldığı bir coğrafya var.

Dün Gazze bombalanıyordu.

Bugün İran, Lübnan ya da başka ülkeler yıkılıyor.

Yarın hangi masum toplumun hedef olacağı bilinmiyor.

Şimdi ise hedef tahtasına konulan yeni bir ülke var: İran.

Bombalar şehirleri sarsıyor, insanlar korkuyla gecelere uyanıyor, bir ülke daha ateş çemberinin içine çekiliyor.

Bütün bunlar olurken İslam dünyasının önemli bir kısmı sessiz kalıyor.

Özellikle zenginliğiyle, gücüyle öne çıkan Arap ülkeleri yaşananları sadece uzaktan izlemekle yetiniyor.

Kardeşlik söylemleri kürsülerde kalıyor.

Dayanışma ise çoğu zaman açıklamalardan öteye geçemiyor.

Dünyanın küresel düzenini temsil ettiği iddia edilen Birleşmiş Milletler de çoğu zaman adaletin değil, güç dengelerinin gölgesinde hareket ediyor.

Venezuela devlet başkanını gece operasyonlarıyla alıp götüren, İran liderini yatağında öldüren haydut güçlere tek kelime edemeyen sistem, söz konusu İran olduğunda kolayca kınama kararları çıkarabiliyor.

Bu tablo bize gerçeği bir kez daha hatırlatıyor.

Beş ülke hâlâ dünyadan büyük.

Çünkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesinin çıkarları, çoğu zaman insanlığın ortak vicdanının önüne geçebiliyor.

İşte böyle bir dünyanın içinde Ramazan Bayramı’na giriyoruz.

Bu bayram;

Masumlara bayram olsun.

Bu bayram;

Çaresizlere bayram olsun.

Bu bayram;

Dürüst insanlara bayram olsun.

Bu bayram;

Yardımseverlere bayram olsun.

Bu bayram;

Yetim kalan çocuklara bayram olsun.

Bu bayram;

Kalbinde sevgi taşıyanlara bayram olsun.

Bu bayram;

Hakkı ve hukuku savunanlara bayram olsun.

Bu bayram;

Vatanını sevenlere bayram olsun.

Bu bayram;

Gazilere bayram olsun.

Bu bayram;

Kutsal değerler için şehadete yürüyenlerin geride bıraktıklarına bayram olsun.

Bu bayram;

Milletine hizmet etmeyi görev bilenlere bayram olsun.

Bu bayram;

Zor zamanlarda bile doğruluktan ayrılmayanlara bayram olsun.

Ve bu bayram;

Mazlumların gözyaşının dindiği, çocukların korkusuz uyuduğu, annelerin evlatlarını kaybetmediği bir dünyanın umudu olsun.

Çünkü bayram sadece takvimdeki bir gün değildir.

Bayram; kalbin merhametle dolduğu, insanın insana yeniden sarıldığı gündür.

Dileğimiz odur ki;

Bu bayram sadece evlerimizi değil, yeryüzünü de aydınlatsın.

Sadece sofralarımızı değil, vicdanlarımızı da bereketlendirsin.

Ve belki de en önemlisi…

İslam dünyası bir gün gerçekten Ramazan’ın öğrettiği kardeşliği hatırlar.

O zaman bayram sadece bir gün değil, bir medeniyetin yeniden doğuşu olur.

Şimdiden bayramımız kutlu olsun!

Osman DEMİR

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir