Arefe Gününde Vicdan Sorgulaması: BAYRAMI HAK EDİYOR MUYUZ?

Bugün Kurban Bayramı’nın Arefesi…

Müslüman aleminin en büyük iki bayramından birinin eşiğindeyiz. Tabii ki bu bayram, teslimiyeti ve fedakarlığı şiar edinmiş gerçek inananlar için çok özel, bambaşka bir manevi iklim anlamına geliyor.

Kurbanlarımızı kesip her zamankinden daha fazla ihtiyaç sahiplerini gözeteceğiz. Büyüklerimizin ellerinden öpüp; eş, dost, akraba ve çevremizdeki dezavantajlı grupları, öksüzleri, yetimleri ziyaret edeceğiz.

Bunlar sadece dini vecibelerimiz değil, aynı zamanda bizi biz yapan en köklü milli hasletlerimizdir. Bizlere insan olduğumuzu, paylaşmayı ve kardeşliği hatırlatan bu kutsal değerleri sonsuza kadar yaşatmak için evlatlarımıza, yarınlarımıza örnek olmaya devam edeceğiz.

Geçenlerde Mucur’un girişinde belediyenin astığı bir pankart dikkatimi çekti. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun fotoğrafıyla birlikte şu anlamlı sözü nakşedilmişti:

“Firavun’a karşı olmak yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir.” Ne kadar doğru, ne kadar muazzam bir ölçü… Bu sözü kulağımıza küpe etmeli ve her koşulda, her coğrafyada mazlum Müslümanların yanında saf tutmalıyız.

Bugün dünyanın her köşesinden kutsal mekana akın akın gelen, dilleri ve renkleri farklı ama kalpleri aynı atan milyonlarca Müslüman “Hacı” olacak.

Bizler de bu mübarek zaman diliminde, dualarımızı o kutsal topraklardaki hacılarımızın dualarıyla birleştireceğiz. Bu bayramın; İslam aleminin uyanışına, dirliğine ve birliğine vesile olmasını Yüce Mevla’dan niyaz edeceğiz.

Peki, Gelelim Madalyonun Diğer Yüzüne…

Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi. Ancak bu uhrevi güne nihayet ulaşmışken, konuya bir de çok boyutlu ve iğneyi kendimize batırarak bakmak istiyorum:

Bugün İslam alemi gerçekten bayram kutlamaya hazır mı? Dahası, İslam dünyasının büyük bir bölümü acaba bu bayramı kutlamayı hak ediyor mu?

Dünyanın her köşesinde Müslüman kardeşlerimiz zulüm görürken, feryatları arşı titretirken bunu sadece bir sinema filmi gibi seyredenler bu bayramı kutlamayı hak ediyor mu?

Sözde “Vadedilmiş Topraklar” sapkınlığı ve hezeyanıyla Filistinlilere yıllardır kan kusturan; kadın, çoluk çocuk demeden tarihin gördüğü en barbar soykırımlardan birini gerçekleştiren katil İsrail ile perde arkasında iş tutanlar, onun katil başbakanı Netanyahu ile ‘İbrahim Anlaşmaları’ imzalayıp masaya oturanlar bu bayramı hak ediyor mu?

Katil siyonistlerin ve küresel çetelerin işaretiyle İran’a bomba yağdıran Trump’ı zamanında krallar gibi ağırlayıp, coğrafyamızın zenginliklerini trilyon dolarlar halinde emperyalizme peşkeş çekenler, Müslümanı bombalayan uçakları kendi topraklarında barındıranlar bayram sevinci yaşayabilir mi?

Affedersiniz ama; içine ettiği tuvaletini, içtiği suyun musluğunu, bindiği lüks aracın iç aksamını altından döşetecek kadar şatafata, lükse ve dünyalığa batan; ama yanı başındaki, dünyanın öbür ucundaki açlıkla ve sefaletle boğuşan Müslüman kardeşini görmezden gelen ‘Karunlaşmış zihniyetler’ bu bayramı kutlamayı hak ediyor mu?

Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Rusya’nın kanlı yardımlarıyla, oturdukları o zevk-u sefa tahtlarını korumak uğruna yıllarca kendi halkına zulmeden, kendi insanını katleden işbirlikçi Müslüman yöneticiler acaba bu bayramı hangi yüzle kutlayacak?

Çuvaldızı Kendimize Batıralım:

Dışarıdaki hainleri, işbirlikçileri görüyoruz da içeridekiler sütten çıkmış ak kaşık mı?

Tüm dünyaya meydan okuyan, sömürgeci sisteme karşı “Dünya 5’ten büyüktür!” diye haykıran yerli ve milli liderlerini yıkmak, devletimizi zaafa uğratmak için şer odaklarıyla her türlü kirli işbirliğini mübah gören ülkemizdeki bazı tayfalar bu bayramı kutlamayı hak ediyor mu?

Her konuda, fındık kabuğunu doldurmayacak her meselede söyleyecek binlerce sözü olan; ama konu Müslümanların hakları, Doğu Türkistan, Gazze veya İslam coğrafyasının mazlumları olunca ağzından tek kelime çıkmayan, adeta dilleri tutulan ülkemin o muhalif ve bencil siyasetçileri, sözde aydınları, acaba bu bayramı kutlamayı hak ediyor mu?

Değerli okurlar, bunca soruya vereceğimiz cevapları zihnimizde şöyle bir canlandıralım. Vicdan terazimizi kuralım ve süzgeçten geçirelim: Acaba biz topluca bu bayramı hakkıyla kutlamayı hak ediyor muyuz?

İslam dünyası bu derin uykusundan, bu sessizliğinden ve eylemsizliğinden sıyrılmadıkça, bayramlar bizim için sadece takvimdeki birer yapraktan ibaret kalacaktır.

Yine de ümidimizi kesmiyoruz. Rahmet kapılarının sonuna kadar açıldığı bu Arefe gününde dualarımız tektir.

İnşallah bu mübarek Kurban Bayramı, tüm bu eylemsizliklere, acılara ve olumsuzluklara rağmen İslam aleminin silkinmesine, uyanışına, hakiki birlik ve beraberliğine vesile olur.

Tüm İslam aleminin ve siz kıymetli okuyucuların Kurban Bayramı mübarek olsun.

Gönülleriniz huzurla dolsun, dualarınız kabul olsun!

Osman DEMİR

 

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir