MASKELER DÜŞERKEN: SİYASETTE VE VİCDANDA

Türkiye siyaseti de toplumsal hafızası da yine oldukça hareketli ve bir o kadar da çalkantılı günlerden geçiyor. Bir yanda yeni kurulan parti, diğer yanda CHP cephesinde peş peşe gelen istifalar…

İstifa edenlerin önemli bir kısmının zihninde “gün gelir yine döneriz” hesabı yatarken, parti yönetiminin ve tabanın bu kopuşları bir “arınma” olarak nitelendirmesi, siyasetimizin kronik çelişkisini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Bu fırtınanın yerel yansımaları Kırşehir’de de kendisini hissettiriyor.

Eski İl Başkanı Baran Genç, Milletvekili Metin İlhan ve Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu’nun CHP’den ayrılıp yeni partinin teşkilat binasını apar topar açmaları, kent siyasetinin yeni gelişmelere gebe olduğunu açıkça gösteriyor.

Öte yandan, görevine başladıktan bir hafta sonra da olsa CHP binasına girdikten sonra basının karşısına çıkan çiçeği burnunda İl Başkanı Hacı Tanrıbuyurdu’nun duruşu dikkat çekici.

Çöl Aşireti’ne mensup, çevresinde sevilen ve sayılan bir isim olan Tanrıbuyurdu’nun yapılan tüm eleştiri ve hakaretlere rağmen bu süreçteki seviyeli tavrını takdir etmek gerekiyor.

Umarız bu seviye korunur. Nitekim dün yere göğe sığdırılamayan yol arkadaşlarının, malum istifalardan sonra nasıl bir anda hedef tahtasına oturtulduğunu ve hangi söylemlerle eleştirildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Peki, bu sert ayrışma Kırşehir siyasetindeki dengeleri nasıl etkileyecek? Şüphesiz hepimizin bazı öngörüleri var ancak bunları dile getirmek için henüz erken. Zaman, kimin ne kadar kalıcı olduğunu ve bu hamlelerin şehre ne getireceğini gösterecektir. Ama bir gerçek var ki, bu fırtınalı dönemde ayakta kalmanın zorluğunu hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Zira, şimdiye kadar alınan oylar, hesapla, kitapla, matematikle varılan sonuçlar çok sağlıklı netice vermiyor.

Çok değil, yapılacak muhtemel bir erken seçimle bir yıl gibi kısa bir sürede sonuçları hep birlikte göreceğiz.

Siyasetin bu karmaşası sürerken, milletin vicdanını yaralayan başka bir tartışma da sivil toplum ve sanat dünyasında yaşanıyor.

Özellikle “Asrın Felaketi” olarak anılan deprem döneminde, toplumsal dayanışmayı ve insanların en hassas duygularını istismar eden yaklaşımlar bugün çok daha net görülüyor.

AHBAP Derneği ve Haluk Levent etrafında yürütülen süreç, bu durumun en somut örneği haline geldi.

“İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar” marşını algı yönetiminin bir aracı yaparak belli bir kesimin duygularını ve elbette cüzdanını hedef alan bu anlayış; yüzyılı aşkın süredir zor günde halkın yanında olan Kızılay gibi köklü kurumu yıpratmaktan çekinmedi.

Kendi değerlerini, devletini ve onun kurumlarını hedef alan bir koroya dönüştürülen bu yapı; kendisini sanatçı, yazar, aydın olarak tanımlayan isimlerin şefliğinde büyütüldü. Ama gelinen noktada tablo netleşiyor:

Yıllarca dinî değerleri kullanarak halkı sömürenlere, “daha güzel, daha demokratik günler” vaadiyle devleti soyup soğana çevirenlere; şimdi de Atatürk maskesi arkasına sığınan yeni nesil “Sülün Osman”lar eklendi.

Metotlar değişse de mantık aynı kalıyor.

Kendi kültürümüze, millî ve manevi değerlerimize, örf ve adetlerimize samimiyetle sahip çıkmadığımız, her uzatılan eli sorgulamadan tuttuğumuz sürece bu tür aldanışları yaşamaya devam edeceğiz.

Milletçe daha uyanık ve basiretli olmamız gereken bir dönemdeyiz.

Osman DEMİR

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir