Bir Kültürün Sazdan Dünyaya Taşan Sesi

Müzik, insanlığın evrensel dilidir. Dil, din, kültür fark etmeksizin insanların duygularını ifade ettiği en güçlü araçlardan biridir.

Müzik; sevgi, özlem, sevinç ve acı gibi duyguları çeviriye gerek kalmadan herkese anlatabilir. Bu da müziğin insana dair en temel iletişim biçimlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor.

Anadolu’da ise bu evrensel dilin güçlü temsilcilerinden biri hiç şüphesiz Kırşehir’dir. Bozkırın ortasında yükselen bu ses, sadece bir türkü değil; bir halkın hikâyesidir. Kırşehir, özellikle Türk halk müziğinin en özgün formlarından biri olan bozlak geleneğiyle anılır. Bu müzik türü, acıyı, gurbeti, mücadeleyi en yalın ve en etkili hâliyle dile getirir.

Kırşehir denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Neşet Ertaş, bu geleneğin hem mirasçısı hem de taşıyıcısı olmuştur. “Halkın sanatçısı değil, halkın kendisiyim.” diyen büyük usta, yalnızca Kırşehir’in değil, tüm Türkiye’nin gönlünde taht kurmuştur. Babası Muharrem Ertaş, Çekiç Ali, Hacı Taşan gibi isimler bozlak geleneğinin mihenk taşlarıdır. Ayrıca Aşık Sait, Şemsi Yastıman ve ömrünün son on beş yılını Kaman’da geçirdiği bilinen Dadaloğlu gibi isimler türkünün çağlayan pınarı olmuşlardır.

Kırşehir’in müzik kültürü, bireysel ustalıkların ötesinde bir yaşam biçimidir. Ozanlık geleneği, kuşaktan kuşağa aktarılarak halkın diliyle, sazın teliyle hayat bulmuştur. Düğünlerde, bayramlarda, yani hayatın her anında müzik, Kırşehir halkının en güçlü anlatım yoludur.

Bu güçlü kültürel miras, Ekim 2019 tarihinde uluslararası bir unvanla taçlandırıldı. Kırşehir, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na “Müzik Şehri” olarak kabul edildi. Kırşehir, bu başarıyla sadece yerel bir değeri değil, evrensel bir kültürel mirası dünyaya taşıma sorumluluğunu da üstlendi.

Bugün Kırşehir’in sazı sadece Anadolu’da değil, tüm dünyada yankılanıyor. Bu müzik, geçmişin sesi olmanın ötesinde, geleceğe de yol gösteren bir kültür taşıyıcısıdır.
Kırşehir’in müziği; sazla söylenen bir tarih, türküyle anlatılan bir kimliktir. Ve bu kimlik, Abdalların sazı ve sözüyle evrensel müzik dilinin Anadolu’daki en güçlü ifadelerinden birisi olmuştur.

Kırşehir ve civarında yaşayan Türkmen Abdalların nereden ve ne zaman bu bölgeye geldikleri konusunda kesin bir bilgi yoktur. Benim bilgi dağırcığımda iki bilgi mevcut. Birincisi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural hocaya ait. Sadık Tural Hoca, Kırıkkaleli ve Kazakistan başta olmak üzere Türk Cumhuriyetlerinde önemli çalışmalar yapmış; Türk dünyasında edebiyat biliminin zenginleşmesine hizmetlerinden dolayı “Kazakistan Devlet Ödülü”ne ve “Akademiker Kültür Profesörü” unvanına, Cengiz Aytmatov Akademisi ve Türkmenistan Bilimler Akademisi üyeliğine layık görülmüş bir isimdir. Kırşehir Valiliği olarak, Abdalları konu alan bir eser hazırlatmak için araştırma yaparken, dönemin değerli valisi, kültür insanı Sayın M. Lütfullah Bilgin’in işaretiyle Sadık Tural hocamı AKDTYK’ndaki makamında ziyaret ettim. Hocam, görüşmede; “Bizdeki bozlak kültürünün Türk dünyasında özellikle Kazakistan’da yaşatıldığını, yaptığı araştırmalarda Türkmen Abdalların 1800’lerin ortasına doğru Kırşehir, Kırıkkale gibi illerin yanı sıra Anadolu’ya geldikleri sonucuna ulaştığını” ifade etmişti. Hatta Kazakistan’da şehir ve köy isimleri de vererek bu bölgeye gidilmesi gerektiğini söylemişti. Bir toplantıda bu bilgiyi açıkladığımda, dönemin Belediye Başkanı Halim Çakır bu konuda yapılacak çalışmaları üstlendi. Hatta Belediye Meclisi’nden dönemin Belediye Basın-Yayın Müdürü Adnan Yılmaz ile bozlak ustası Aydın Çekiç’in Kazakistan’a gönderilmesi için karar çıkartıldı ama gezi gerçekleşmedi ve araştırma yapılamadı. Daha sonra Adnan Yılmaz’ın bu konudaki çalışması, Belediye Başkanlığı yayını olarak basıldı.

İkinci kaynak ise değerli tarihçi Prof. Dr. İlhan Şahin’e ait. İlhan Hocamın okuduğum bir çalışmasında; özellikle Toklumen ve civarındaki köyler üzerine yaptığım çalışmalarda, Osmanlı Temettü defterlerinde 1800’lü yılların ikinci yarısında bu bölgede hane sayısında artışlar görülmekte ve hanelerin kazançlarının da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu hane artışları bölgeye yerleşen Abdallardan kaynaklanmış olabileceğine dair izler taşımaktadır, mealinde tespiti bulunmaktadır. (Burada şu notu belirtmek isterim. İlhan Şahin hocam başkanlığını yaptığı uluslararası bir sempozyum nedeniyle yurtdışında bulunduğundan sağlıklı bir iletişim kuramadım. Sadece, “evet söylediğin gibi bazı izler vardı. Dönüşümde detaylı şekilde bilgi vereceğim dedi. Farklı bir sonuç çıkarsa okuyucularımı bir sonraki yazımda bilgilendireceğimi ifade etmek istiyorum.)

Nerede ve ne zaman gelirlerse gelsinler, Abdallar bizim zengin kültürümüzün kaynağı, acımızı, sevincimizi paylaştığımız toplumla kaynaşmış ayrılmaz bir parçamız olmuşlardır.

Malesef, Allah vergisi olarak hiç bir müzik eğitimi olmadığı halde başta bozlak olmak üzere sanat icra eden Abdallar geçim sıkıntısı nedeniyle başka illere gitmekte, mesleklerinin icrasını yapanların sayısı her geçen gün azalmaktadır. 2001 yılında Kırşehir’de, 2005 yılında da Kırıkkale’de Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı şimdiki adıyla Ustalar Müzik ve Oyun Topluluğu kurulmuştur. Bu topluluklarda sanatçı sayısı mutlaka arttırılmalıdır.

Bu açıklamalardan sonra önemli bir konuyu dile getirmek istiyorum .

Kırşehir’in müzik kültürü üzerine yaptığımız sohbet sırasında bir arkadaşımız, Kırşehir’in geçmişinde de müzik açısından zengin bir şehir olduğu konusunda akademik çalışma yapıldığını öğrendiğini söyledi. Bu bilgi üzerine, çalışmayı yapan, şu anda İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı öğretim üyesi Nilgün Doğrusöz hocamızla irtibat kurdum. Okuduklarım ve Nilgün Hoca’nın bilgi paylaşımı beni oldukça etkiledi. Çünkü Nilgün Hoca, Anadolu’da yazılan ilk Türkçe eser olan Aşıkpaşa’nın Garipname’si gibi, Anadolu’daki ilk müzik teorisi eserinin de 1411’de Yusuf Kırşehri tarafından yazıldığını söylüyordu. Konuyu valimize ilettiğimde olumlu karşıladı ve çalışmanın basımına karar verdik.

Telifsiz olarak kitabın basım yetkisini Kırşehir Valiliği adına aldık ve Valiliğimizin 36. Kültür hizmeti olarak 2012 yılında kitabın basımını gerçekleştirdik.
Nilgün Hocamızı Kırşehir’e davet edip düzenleyeceğimiz bir konferansla kamuoyuna tanıtım yapmayı planlamıştık ama nasip olmadı. Daha sonra 2018 yılında Nilgün Hocamız, Ahilik Haftası kapsamında Kırşehir’e gelerek Kitap Fuarı’nda İmza Günü’ne katıldı.

Bundan sonrasını, hocamızın kitabındaki bilgileri özetleyerek sizlere aktarmak istiyorum:
“…13. yy’dan itibaren Edvar olarak adlandırılan müzik teorisi eseri, Anadolu’da ilk kez 1411 yılında Farsça olarak Yusuf Kırşehri tarafından yazılmıştır. Ancak günümüzde bu eserin nerede olduğu bilinmemektedir. Bu eser, 1469 yılında Hariri bin Muhammed tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Paris Bibliothèque Nationale’de Şark Yazmaları arasında bulunan eser, Kırşehri’nin orijinal nüshasından (1411) yarım asır sonra, Mart 1469 yılında Hariri bin Muhammed tarafından Türkçeye çevrilmiş nüshasıdır. Bu nüshada eserin asıl yazarının Nizameddin’in oğlu Yusuf Kırşehri olduğu açıkça belirtilmektedir. Müzik teorisi bakımından Kırşehri Edvarı’nın Anadolu Edvarları arasında ilk yazılan eser olduğu kabul edilmektedir.”

Ayrıca Yusuf Kırşehri’nin bu eseri, hem klasik musiki geleneğini hem de Kırşehir’in kültürel mirasını tanımak isteyenler için önemli bir kaynak olarak değerlendirilmektedir.

Bu bilgiler ışığında Kırşehir’de müzik kültürünün 15. yüzyılda, yani 1400’lü yıllarda zirvede olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle UNESCO Müzik Şehri programlarında mutlaka Yusuf Kırşehri ve onun Müzik Teorisi eseri de tanıtılmalıdır. Bu konuda Valimiz Sayın Murat Sefa Demiryürek başta olmak üzere Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Mustafa Kasım Karahocagil’in yanı sıra kendisi de iyi bir müzisyen ve bestekar olan Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kubilay Kolukırık hocaya görev düşmektedir.

Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde merkez olan Kırşehir’in, bundan altı asır önce müzik kültürünün de merkezi olduğunu hatırdan çıkarmayalım.

Yazımı, yine bu eserde alıntıladığım Farabi’nin müzik ilminin oluşumunu açıklayan şu sözüyle bitirmek istiyorum:

“Tanrı gökleri ve yıldızları yarattı; emir verdi, hareket ettiler; bu hareketlerden sesler, bu seslerden nağmeler ve musiki ilmi oluştu.”

Bu tariften sonra müziğin neden evrensel bir dil olduğunu daha iyi anlıyoruz.

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir