Yerli Malı Haftası…

Aralık ayı yaklaştığında okul sıraları elma, portakal, patlamış mısırla dolardı. Çocuklar, çoğu zaman manasını tam kavrayamadan, hep bir ağızdan Yerli malı yurdun malı, her Türk bunu kullanmalı derdi. O günlerde bir elma, portakal sıradan değildi; getiren için gurur, getiremeyen için mahcup bir sessizlikti. Ama yine de anlatılanlara inanırdık. Çünkü yoklukla yoğrulmuş evlerde bile umut eksik olmazdı.

Oysa Yerli Malı Haftası, basit bir okul etkinliği değil; bir ülkenin ayakta kalma refleksiydi…

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından büyük bir yoksulluktan çıkan Cumhuriyet, siyasi bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkün olacağını biliyordu. Bu anlayış, 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde ete kemiğe büründü. Yerli üretim, tutum ve milli ekonomi kavramları devlet politikası hâline geldi.

1946’dan itibaren Yerli Malı Haftası olarak kutlanan, 1983’te adı Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası’na dönüştürülen bu hafta; üreten, biriktiren ve geleceğini düşünen bir toplum hedefliyordu.

Ancak Cumhuriyet’in ilk yıllarında başlayan sanayileşme hamlesi, Atatürk’ün vefatından sonra ivme kaybetti. Uçak ve silah üreten müteşebbislerin önü kesildi; bazı öncü girişimciler üretiminin bedelini canıyla ödedi. Devrim otomobili, deposuna yakıt konmadığı için tarihe karıştı. Anıtkabir’de dalgalanan bayrağımızın ipini dahi uzun yıllar yurtdışından almak zorunda kaldık. Bu ayıptan ancak 1987’de kurtulabildik; bir ipin üretilmesi bile o kadar önemliydi ki gazetelere manşet olacak bir gelişmeydi.

1980’li yıllarda Turgut Özal’la birlikte ekonomi anlayışında önemli bir dönüşüm yaşandı. Türkiye, kapalı ekonomiden dünyaya açılma cesareti gösterdi. İhracata dayalı büyüme modeli benimsendi, özel sektör güçlendi, Anadolu sermayesi filizlendi. Bedeller vardı; enflasyon yüksekti, gelir dağılımı adil değildi. Ama “biz de yapabiliriz” fikri bu dönemde toplumsal hafızaya yerleşti.

1990’lı yıllar ise koalisyonlar, istikrarsızlık ve savurganlıkla geçti. Yerli üretim geri plana itildi, borçlanma alışkanlık hâline geldi. Sıcak para ekonomisi hâkim oldu; geleceğin kaynakları günü kurtarmak uğruna tüketildi. Yerli Malı Haftası ise sınıflarda patlamış mısır ve elma-sergisi olmaktan öteye geçemedi.

2003’ten sonra tablo yeniden değişmeye başladı. Ekonomide görece istikrar sağlandı, üretim ve ihracat yeniden öncelik hâline geldi.

2002 yılında Türkiye’nin ihracatı yaklaşık 36 milyar dolar seviyesindeydi. Bugün (Kasım 2025 sonu itibarıyla) gelinen noktada ihracat 270 milyar doların üzerine çıktı. Daha da önemlisi, ihracatın yapısı değişti.

2002’de ihracatın büyük bir kısmını tarım ve düşük katma değerli ürünler oluştururken; sanayi ve teknoloji ürünlerinin payı sınırlıydı. Bugün ise ihracatın omurgasını sanayi, savunma ve teknoloji ürünleri oluşturuyor. Tarımsal ihracat toplam içinde daha düşük bir paya sahip gibi görünse de, stratejik önemi azalmış değil. Aksine; gıda güvenliği, sürdürülebilirlik ve bağımsızlık açısından tarım hâlâ vazgeçilmez bir temel alan.

Bugün Türkiye, sadece tüketen değil; üreten bir ülke olma iddiasını güçlü biçimde sürdürüyor. Artık çocuklarımızın zihninde de yerli malı anlayışı değişmeye başladı. Dünün çocuklarının zihninde elma, armut şekillenirken, bugünün çocukları artık bilgisayar çiziyor, uzay aracı çiziyor, TOGG resmi çiziyor.

TOGG bunun somut örneklerinden biri. Yıllarca “yapamazsınız” denilen yerli otomobil, bugün yollarda. Savunma sanayinde ise İHA, SİHA, roketler, füzeler, demir kubbeler, zırhlı araçlar, yerli helikopterler, kızıl elmalar, devasa gemiler ve yüksek teknolojili sistemler üreten bir Türkiye var. Bu ürünler artık vitrinlik değil; sahada kullanılan, ihraç edilen, oyun değiştiren ürünler.

Sevindirici bir gelişme de geçtiğimiz yıldan itibaren bazı okullarda yerli malı anlayışının değişmeye başlamasıydı. Sınırlı sayıda da olsa okullar, TOGG gibi yerli üretim araçları okul bahçelerine getirerek öğrencilerle buluşturdu. Çocuklar ilk kez yerli malını bir afişte değil, dokunarak ve görerek tanıdı. Bu küçük ama değerli uyanış göz ardı edilmemeli.

Artık yapılması gereken bellidir.

Özellikle 2026 Yerli Malı Haftası yeni bir anlayışla ele alınmalıdır.

Öğrencilere, yerli olarak ürettiğimiz teknolojik ürünleri anlatan yaşlarına uygun kitapçıklar dağıtılmalıdır. Dijital içerikler önemli ama kalıcı değildir; kitap, rafta kalır, tekrar tekrar açılır.

Bilimsel etkinliklerle; yapay zekâ, savunma sanayi, genetik, uzay ve ileri teknoloji alanlarında Türkiye’nin geldiği seviye anlatılmalıdır. Yerli malı, sadece elma değil; algoritma, yazılım ve teknoloji olarak da çocukların zihnine yerleşmelidir.

TOGG, okul bahçelerinde tanıtılabilir. Yerli zırhlı araçlar, hatta helikopterler, İHA’lar, savunma sanayi ürünleri, her alandaki icatlar yerli teknolojik ürünler şehir meydanlarında sergilenebilir. Fiziki olarak mümkün olmayan yerli ürünler görsel materyallerle tanıtılmadır. Bu etkinlikler bir haftayla sınırlı olmak zorunda değildir; bir aya, hatta yıllara yayılan planlı organizasyonlarla toplumsal farkındalık oluşturulabilir.

Çünkü artık anlamalıyız ki:

Yerli malı bir poster değil, bir beka meselesidir.
Tutum, yoksulluğun değil; bilincin göstergesidir.
Yatırım, bugünü değil yarını düşünenlerin işidir.
Yıllarca çocuklara elma taşıttık. Tarımsal üretim elbette önemlidir, ihmal edilemez ama şimdi artık elmayı yetiştiren toprağı, ağacı, emeği ve teknolojiyi birlikte anlatma zamanı.

Yerli Malı Haftası pardon! Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftamız kutlu olsun…

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir