Bu Bayrak Düşmez: Bitmeyen Mücadele
Bu topraklarda “barış” kelimesi, sıradan bir temenni değildir. Bu kelime; şehitlerin mezar taşlarına kazınmış sabrın, anaların gözyaşına karışmış umudun ve bir milletin yüzyıllardır taşıdığı direniş ruhunun adıdır.
Devlet Bahçeli’nin öncülüğünde başlatılan Barış Süreci de işte bu ruhun, bu devlet aklının ve bu millet vicdanının bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır.
Ama bu süreç asla bir taviz süreci değildir. Bu süreç, silahların gölgesinde değil; Türk devlet geleneğinin vakarında, millet iradesinin gücünde yükselmiştir. Amaç nettir: Kanın durması, anaların ağlamaması, vatanın huzurla nefes alması… Ama bunu yaparken devletin bir çakıl taşından bile vazgeçmeden yürüdüğü onurlu bir yoldur bu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” bu mücadelenin sadece sahada değil, milletin kürsüsünde de verildiğinin göstergesidir. Çünkü bu devlet, meselelerini gizli odalarda değil, milletin gözü önünde konuşur.
Bu komisyon, sadece teknik bir yapı değildir. Bu komisyon, “Bu vatan hepimizin” diyen iradenin ortak vicdanıdır. Her söz, her rapor, her karar; Anadolu’nun dört bir yanından yükselen beklentilerin yankısıdır.
Ne zaman Türkiye ayağa kalksa, ne zaman birlik havası güçlense, birileri rahatsız olur. Çünkü karanlıktan beslenenler vardır. Kaostan geçinenler, gözyaşını kazanca çevirenler vardır.
Onlar için barış bir tehdittir. Çünkü huzur gelirse, kirli hesaplar bozulur. Çünkü millet kenetlenirse, dış senaryolar çöker. İşte bu yüzden süreci sabote etmek isteyenler sahneye çıkmış, provokasyonlara sarılmıştır.
Suriye’nin kuzeyinde bir terör koridoru kurmak isteyenler, Türkiye’yi kuşatma hayali kuranlar vardı. Haritalar çizildi, masalar kuruldu, planlar yapıldı. Ama hesap edemedikleri bir şey vardı: Türk devletinin kararlılığı ve milletin iradesi.
Türkiye’nin sahadaki gücü ve diplomatik hamleleriyle bu sözde yapı yalnız bırakıldı. ABD desteğinin çekilmesiyle terör devletinin temelleri çöktü. O hayaller, Fırat’ın sularında boğuldu.
Bu sadece askeri bir başarı değildir. Bu, “Bu coğrafyada oyun kuran biziz” diyen bir devlet iradesinin ilanıdır.
Hayalleri yıkılanlar, öfkesini Türk bayrağına yöneltti. Nusaybin’de yaşanan bayrak indirme provokasyonu, sadece bir direğe uzanan el değildir. Bu, şehidin kanına, milletin onuruna uzanan kirli bir teşebbüstür.
Ama bilmezler…
Bu millet bayrağını yere düşürmez.
Düşerse yüreğiyle kaldırır.
Gerekirse canıyla tekrar diker.
Çünkü Türk için bayrak, kumaş değildir.
Bayrak göklerden iner şehidin omzuna,
Rüzgâr değil tarih dalgalandırır onu.
Her ipinde dua, her renginde kan vardır,
Bu yüzden eğilmez, bu yüzden düşmez bayrağın boynu.
Diyarbakır’da Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik bomba saldırısı, korku yaymak isteyenlerin son çırpınışıdır. Devlete gözdağı vermeye kalktılar. Ama bu devlet bombayla diz çöken bir devlet değildir.
Bu ülkenin polisi, askeri, jandarması; sadece silah taşımaz. Onlar bu milletin namus nöbetini tutar. Her karakol bir kale, her üniforma bir bayraktır.
Bu ülke darbeler gördü, işgaller gördü, terör gördü… Ama diz çökmedi.
Ne içeriden bölücülere,
Ne dışarıdan dayatmalara,
Ne bayrak düşmanlarına…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bölünmeye geçit vermez. Çünkü bu devlet, masa başında değil, cephede kurulmuştur.
Ve Son Söz: Bayrağa Yeminle
Bu bayrak inmeyecek.
Bu millet bölünmeyecek.
Bu devlet diz çökmeyecek.
Çünkü bu topraklarda bayrak sadece dalgalanmaz, milletin kalbi gibi atar.
Aşık Sefai’nin dizeleriyle yazıma son vermek istiyorum:
Bayraksızlar bayraksızlar,
Yere düşse bayrak sızlar. Nerden bilsin kıymetini,
Soysuz sopsuz bayraksızlar!
Osman DEMİR
