Öğretmenevleri: Sosyal Tesis Mi, Eğitim Kültür Merkezi Mi?
Türkiye’de eğitim konuşulurken çoğu zaman okul binaları, müfredat değişiklikleri ve sınav sistemleri gündeme gelir. Oysa eğitimin görünmeyen ama son derece stratejik kurumlarından biri öğretmenevleridir. Bu yapılar sadece birer konaklama, yeme içme alanı değil; öğretmenin sosyal hayatına, mesleki dayanışmasına ve şehir kültürüne katkı sunan kamusal mekânlardır.
Bugün Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı kadrolarında yaklaşık 1 milyon 100 bin öğretmen, özel öğretim kurumlarında ise 200 bine yakın öğretmen görev yapmaktadır. Yani 1,3 milyonu aşan büyük bir eğitim topluluğu vardır. Öğretmenevleri, bu kitlenin sosyal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla planlanan nadir kurumsal yapılardan biridir.
Verilere göre Türkiye’de öğretmenevlerinin kurumsal anlamda başlangıç noktası 24 Kasım 1981 tarihidir. İlk resmî öğretmenevi Kütahya’da açılmıştır. Bu tarih aynı zamanda Öğretmenler Günü’nün ilk kez resmî olarak kutlandığı yıla denk gelmektedir. Böylece öğretmenevleri, öğretmenin toplumsal statüsünü güçlendiren sembolik bir adım olarak hayata geçirilmiştir.
Elbette 1940’lı yıllarda öğretmenlere yönelik çeşitli konaklama çözümleri, lojmanlar ve yerel girişimler vardı. Ancak “öğretmenevi” adı altında, standartları belirlenmiş, yönetmeliği olan ve ülke geneline yayılan sistemli yapı 1981 yılında oluşmuştur.
Öğretmenevlerinin kuruluş amacı yalnızca barınma ve yeme içme değildir. Asıl hedef; tayin dönemlerinde öğretmeni mağdur etmemek, mesleki dayanışma ortamı oluşturmak, kültürel ve sosyal hayatı desteklemek ve öğretmenin toplum içindeki saygın konumunu güçlendirmektir.
Bu yönüyle öğretmenevleri, klasik ticari otel anlayışından farklı olarak sosyal devlet politikasının eğitim ayağındaki tamamlayıcı unsurlarından biri olarak düşünülmüştür.
Yine güncel verilere göre Türkiye genelinde 81 ilde toplam 552 Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu bulunmaktadır. Bu sayı, sadece konaklama birimlerini değil; aynı çatı altında faaliyet gösteren sosyal ve kültürel tesisleri de kapsamaktadır.
Yatak kapasitesiyle ilgili merkezi bir resmi toplam rakam paylaşılmamaktadır. Ancak büyükşehirlerdeki yüksek kapasiteli tesisler ve ilçe ölçeğindeki yapılar birlikte değerlendirildiğinde öğretmenevleri Türkiye genelinde on binlerce yatak (30 bin’e yakın) kapasiteli geniş bir konaklama ağı oluşturmaktadır. Ankara’nın en yüksek kapasiteye sahip il olduğu, onu Mersin ve Van’ın takip ettiği kaynaklarda özellikle vurgulanmaktadır.
Öğretmenevleri açısından kırılma noktalarından biri 1990’lı yılların ikinci yarısıdır. 1997 sonrası süreçte öğretmenevleri mali açıdan vergiye tabi işletme statüsüne yaklaştırılmış, gelir-gider dengesi üzerinden yönetilen yapılar hâline getirilmiştir.
Bu dönüşümün temel gerekçesi kamu mali disiplinini sağlamak, bütçe yükünü azaltmak ve tesislerin kendi kendini finanse edebilmesini hedeflemekti. Ancak uygulamada öğretmenevleri giderek “sosyal destek kurumu” kimliğinden uzaklaşıp “ayakta kalma mücadelesi veren işletmeler” konumuna sürüklenmiştir. Ancak bu uygulama ile “nasıl olsa devlet kurumu” anlayışıyla keyfi kullanımların önüne geçilmiştir.
Bugün birçok öğretmenevi personel giderinden bakım-onarım masraflarına kadar pek çok kalemi kendi gelirleriyle karşılamak zorunda kalmaktadır. Bu da ister istemez oda doluluk oranı, düğün salonu kiralama, ticari faaliyetler gibi kalemleri ön plana çıkarmaktadır.
Asıl soru şudur: Öğretmenevleri bugün kuruluş amacına uygun işletiliyor mu?
Bu sorunun cevabı şehirden şehire değişmektedir. Bazı öğretmenevleri hâlâ öğretmen merkezli sosyal yaşam alanı kimliğini korurken, bazıları neredeyse sıradan ticari tesislere dönüşmüş durumdadır. Ancak umut veren örnekler de vardır.
Kırşehir Öğretmenevi eskiden beri programlar dışında çok gidip geldiğim bir yer değil. Geçtiğimiz hafta bir etkinlik nedeniyle gittiğimde kurum müdürü ile sohbet ederken, “Öğretmenevinde kültürel faaliyetler yapıyor musunuz hocam?” diye sorduğumda, anlattıkları karşısında doğrusu hayret ettim.
1992 yılında faaliyete başlayan kurumun bugün 49 otel odasında 110 yatak kapasitesiyle hizmet verdiğini, ayrıca iki toplantı salonu ve bir lokal bulunduğunu ifade etti. Özellikle son dönemlerde sosyal, kültürel ve eğitsel faaliyetlerde ciddi bir hareketlilik yaşandığını vurguladı.
Millî Eğitim personeline yönelik olarak bir spor salonunun hizmete açıldığını, şu anda 42 kursiyerin aktif biçimde bu imkândan yararlandığını söyledi. Bunun yanında kitap tanıtım programları, Şehir ve Kültür Akademisi, Biyografi Akademisi, Edebiyat Akademisi ve Müzik Akademisi çalışmalarıyla öğretmenevinin adeta bir kültür merkezine dönüştüğünü aktardı.
Maarif Korosu, Gönüllü Kadın Çığlığı Erbane Korosu ve Adalet Bakanlığı personeline yönelik koro çalışmaları sayesinde farklı kurumların bir araya geldiğini, böylece güçlü bir sosyal birliktelik ortamı oluşturulduğunu belirtti.
LGS ve YKS sonrası halka açık tercih danışmanlığı hizmetleriyle öğrencilere ücretsiz rehberlik sağlandığını, “Bizim Hikayemiz” toplantılarıyla engelli ailelerine yönelik sosyal farkındalık çalışmaları yürütüldüğünü ifade etti. Ayrıca Yaygın Eğitim ve Engelsiz Yaşam Çalıştayları ile belirli alanlarda politika üretimine katkı sunulduğunu da ekledi.
Çay bahçesinin gece 24.00’e kadar açık tutulduğunu ve millî maç günlerinde ortak izleme organizasyonları düzenlendiğini belirterek, öğretmenevinin artık şehrin önemli sosyal buluşma noktalarından biri hâline geldiğini dile getirdi.
Bu etkinliklerin yapılıyor olmasından son derece mutlu oldum. Burada kısa bir hatıramı da anlatmak istiyorum.
Kırşehir Valimiz Sayın M. Lütfullah Bilgin’in 2006 yılında ilimize atanmasının ardından kültürel yayın çalışmalarına hız vermiştik. (Daha doğrusu yeni başlamıştık.) Çünkü bu tarihten önce Kırşehir’in tarihi ve kültürüne yönelik, belli aralıklarla hazırlanan İl Yıllıkları dışında herhangi bir yayın bulunmuyordu. İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü bünyesinde yayınladığımız eser sayısı 2008 yılına geldiğimizde 25’e ulaşmıştı. Bu önemli birikimi kamuoyuyla paylaşmak ve emeği geçenleri onurlandırmak amacıyla Valimiz bir tanıtım programı düzenlenmesini istedi.
Program için Öğretmenevi’ni uygun gördük. Şeref Salonu’nda tanıtım yapılacak, konuklarımıza ise kokteyl şeklinde ikram sunulacaktı. Ancak mevcut salon bu ihtiyaca cevap verecek durumda değildi. Karşı tarafta bulunan büyük salon ise bakımsızdı ve yoğun sigara kokusu vardı. Çünkü burası ağırlıklı olarak okey ve benzeri oyunların oynandığı bir alandı. Kurum müdürü salonu düzenleyebileceğini söyleyince kabul ettik. Bununla birlikte oyun oynayan, çoğunluğu emekli öğretmenlerden oluşan müdavimler için alternatif bir alan tahsis edilmesini özellikle rica ettim. Müdürlük, zemin kattaki salonu bu amaçla ayıracağını belirtti ve hazırlıklarımız bu şekilde devam etti.
Program günü saat 11.00 sularında dönemin asayiş müdürü beni aradı. Oyun salonunun kapatıldığı gerekçesiyle Öğretmenevi önünde bir grubun protesto yaptığını, Valiliği hedef alan sözler sarf edildiğini ve televizyon ekiplerinin çekim yaptığını söyledi. Ayrıca, olayların tanıdığımız bir kişi tarafından kışkırtıldığını da ifade etti. Müdahalede bulunulmamasını, ortamın sakinleştirilmesini rica ettim. Ardından provoke eden şahsı arayarak, yaptığının yanlış olduğunu sorunun büyütülmemesini ve grubu zemin kattaki salona yönlendirmesini istedim.
Olası bir gerginliği önlemek adına ben de Öğretmenevi’ne gittim. Çünkü emniyet görevlileri ile öğretmenler arasında bir gerginlik yaşanmasını istemiyordum. Öğretmenevine ulaştığımda ortamın sakinleştiğini ve grubun tahsis edilen salonda olduklarını öğrendim. Oyun salonunda bulunan öğretmenlere hitap ederek, öğretmenliğin toplumun vicdanı olduğunu, kültürümüzün yaşatılması için yıllarını feda eden öğretmenlerimizin hepimiz için büyük değer taşıdığını ifade ettim. Öğretmenevlerinin yalnızca oyun oynanan mekânlar değil; kültürel faaliyetlerin, sanatın ve sosyal dayanışmanın merkezleri olması gerektiğini anlattım. Ardından hepsini tanıtım programımıza davet ettim.
Bu samimi konuşmanın ardından salondaki öğretmenlerin bir kısmı programa katıldı. Ertesi gün ise bazıları ziyaretime gelerek yaşananlardan dolayı üzüntülerini dile getirdi. Ben de kendilerine kültür eserlerinden birer set hediye ederek bu güzel buluşmayı anlamlı bir şekilde taçlandırdım.
Bu yaşadığım olay bana şunu bir kez daha gösterdi:
Öğretmenevleri yalnızca konaklama, yeme-içme ya da oyun oynama mekânları değildir. Elbette isteyen oyununu oynasın; ancak bu kurumların asli ruhu kültürel, sportif ve ilmi faaliyetlerle yaşatılmalıdır. Çünkü öğretmenlerin buluştuğu her mekân, aynı zamanda toplumun geleceğinin şekillendiği bir kültür ocağıdır.
Öğretmenevleri sadece bina değildir. Öğretmenin moralidir, meslek onurudur, sosyal bağıdır.
Bugün yapılması gereken; öğretmenevlerini yeniden kültür, dayanışma ve sosyal gelişim merkezleri hâline getirecek bir bakış açısını güçlendirmektir.
Kırşehir Öğretmenevini sosyal ve kültürel etkinliklerin yapıldığı bir merkez haline getiren, kurum müdürü Mehmet Saylan ve çalışma arkadaşlarını yürekten kutluyorum.
OSMAN DEMİR
