Bir Şehre ve Ahiliğe Adanan Hayat: Ahi Baba Mustafa Karagüllü -3-
Ben Mustafa Karagüllü’yü, 1986 yılında Ahilik Haftası hazırlık toplantısında tanıdım. Esnaf Birliği Başkanı olarak uzaktan tanıdığım bu beyefendi, o dönem Ankara Caddesi’nde bulunan ve muhabir olarak çalıştığım Türkiye Gazetesi büromuza gelerek kendisini tanıttı ve beni toplantıya davet etti. Akşam, bir arkadaşımla birlikte, şimdi Celal Kaya’ya ait Aspava Lokantası’nın hemen yanında, ikinci katta bulunan ESOB binasına gittik. Şehrin yönetim kademesinde bulunan çok sayıda insan toplantıya katılıyordu. Karagüllü’deki Ahilik aşkı, yüzünden ve her zaman olduğu gibi son derece güzel ve akıcı konuşmasından belli oluyordu.
Karagüllü ile tanışıklığımız böyle başladı ve İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevine başlamamdan sonra dostluğumuz her geçen gün ilerledi. Merhum Karagüllü, Askerlik Şubesi civarında bulunan evinden her gün aynı saatte çıkar ve genellikle yaya olarak başkanlığını yaptığı esnaf teşkilatına ya da Ahi Çarşısı’nın üçüncü katındaki bürosuna giderdi. Haftada en az bir kere de valiliğe gelir, beni ziyaret eder; Kırşehir ile ilgili yatırımları ve programları sorar veya kendisinden yardım isteyen bir vatandaşın talebini iletirdi. Bazen de bir konuyla ilgili, “Vali beyefendi bu konuda ne düşünüyor?” diye sorardı. Bildiğim konu ise cevaplar, yoksa Valilerimizden düşüncesini sorar, bir sonraki ziyaretinde kendisine bilgi verirdim.
Bazen, “Ahi Baba, Vali bey müsait, buyurun görüştürelim.” derdim. İstediği zaman olağanüstü bir durum yoksa randevusuz görüşme imkânı olan Karagüllü, çok önemli bir konu olmazsa görüşmek istemez, “Vali beyefendi bu işlerle meşgul edilmez. Hem her şeyi Vali beyefendiye ileteceksem sen niye bu koltukta oturuyorsun?” diye latife ederdi.
Kendisiyle çok anımız var; merhum Karagüllü’nün “Damak Atma” ziyafetleri olurdu. Zaman zaman bazı Valilerimizle bu ziyafetlere bende katılırdım. Gazeteci Şevket Güner’in de müdavimi olduğu bu ziyafetlerde Karagüllü, geçmişe dair çok anısını anlatırdı. Ama ben bunlara değinmeden birkaç hatıramı anlatarak bu bölümü bitirmek istiyorum.
1998 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i Ahilik kutlamalarına davet etmek amacıyla bir heyet hâlinde Çankaya Köşkü’ne gitmiştik. Heyette dönemin Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu, Valimiz M. İrfan Kurucu, Kırşehir Milletvekilleri Mustafa Haykır ve Fikret Tecer, Belediye Başkanı Metin Çobanoğlu, ilçe ve o dönemde belde statüsü devam eden kasaba belediye başkanları, STK başkanları olmak üzere yaklaşık 45 kişilik bir heyet vardı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Valimizin de hemşerisi olmasından kaynaklı olsa gerek, heyetimize çok yakın ilgi gösterdi.
Bir ara heyetle konuşurken, U şeklindeki kabul masasının orta sıralarında oturan Ahi Baba’ya, “Sayın Karagüllü, nasılsın, niye konuşmuyorsun?” dedi. Karagüllü, nazik ve güzel bir konuşma ile birkaç cümle söyledikten sonra, “Efendim, ben konuşma hakkımı sizi Kırşehir’de ağırlayacağımız güne saklıyorum.” minvalinde kısa bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Demirel, 1998 yılının Ahilik kutlamalarını onurlandıran ilk Cumhurbaşkanı olarak Kırşehir’e geldi. Cumhuriyet’in 75. yılı nedeniyle Valilikçe yaptırılan Atatürk Anıtı’nı, eski terminalin yanı başında belediyenin yaptırdığı Dost Bahçe’yi ve içerisinde bulunan Ahi Evran-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre’nin birlikte yer aldığı Üç Alperen Anıtı’nın açılış törenlerine katıldı. Hatta Çankaya Köşkü bahçesine konulmak üzere bu anıtın küçük bir maketini de Metin Çobanoğlu’ndan istedi.
Kırşehir’de Karagüllü, Sayın Demirel ile konuştu mu? Bilmiyorum ama Sayın Cumhurbaşkanı’nın Karagüllü’yü tanıdığını böylece anlamış olduk.
Yine merhum Karagüllü ile güzel bir hatırayı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşadık. TBMM’de Yapı ve Sosyal İşler Müdür Yardımcısı olarak görev yapan, memleket sevdalısı Mucurlu hemşerimiz Mustafa Köksal beni arayarak, “Etik Haftası” vesilesiyle TBMM’de “Ahilik ve Etik İlkeleri” konulu bir panel düzenlemek istiyoruz, desteğini bekliyorum” dedi. Yaptığımız görüşmeler neticesinde merhum Karagüllü, ben ve o dönemde aynı zamanda Ahi Evran Üniversitesi Ahilik Araştırma Merkezi Müdürü olan tarihçi Kazım Ceylan hoca ile birlikte paneli gerçekleştirmeye karar verdik.
4 Haziran 2014 tarihinde Valiliğimizin tahsis ettiği bir araçla Ankara’ya gittik. TBMM’ye Protokol (Çankaya) Kapısı’ndan girecektik ama çok kuvvetli bir yağmur yağıyordu. Girişteki görevlilerin geleceğimizden bilgisi vardı ancak herkesin araçtan inip güvenlik kontrolünden geçmesi ve giriş kartı alması gerekiyordu. Benim serbest giriş kartım vardı, onu gösterip araçtan inmedim; ama mesafe çok kısa da olsa yoğun yağmurda Karagüllü’nün inmesine de gönlüm razı gelmedi. Bana “tamam” diyen görevli, Karagüllü’ye “Beyefendi, sizi de güvenlik odasına alalım” deyince ben söze girdim. “Yağmurlu havada Ahi Baba inmesin, kimlik kartını verelim, siz de giriş kartını getirin” dedim. Kartı getiren görevli zannederim hem Ahiliği biliyor hem de Karagüllü’nün yaşına ve duyduğu Ahi Baba unvanına hürmeten elini öpmek istedi. Karagüllü, görevlinin ısrarına rağmen elini öptürmedi ve her fırsatta söylediği gibi, “Öpme evladım, ben daha 39 yaşındayım” dedi.
Başta hemşerimiz Mustafa Köksal olmak üzere TBMM görevlileri ile birlikte yemeğe geçtik. Her zaman çok konuşmayan Karagüllü, çok güzel Türkçesi ile adeta şakıyordu. Dedim ki: “Ahi Baba, iki defa denemene rağmen —aday olduğu iki seçimi kastederek— konuşamadığın Meclis’te biraz sonra benim sayemde istediğin kadar konuşacaksın” diye takıldım. Güldü ve burada yazmak istemediğim, her zaman kullandığı bir kelime ile bana cevap verdi.
Daha sonra, zannederim o zaman MHP Grup Salonu olarak kullanılan salonda oldukça iyi katılımlı ve güzel bir panel gerçekleştirdik. Ahi Baba, o güzel ve akıcı konuşması ile 20 dakika kadar Ahiliği anlattı. Ben kısa bir Kırşehir tanıtımı yaparak ardından “Ahilik ve Etik İlkeleri Arasındaki Benzerlikler” konusunda sunum yaptım. Kazım Ceylan hocam da Ahilik konusunda ilgi ile dinlenen bir konuşma yaptı. Giderken yanımızda götürdüğümüz Ahi helvası, ceviz içi gibi yiyeceklere TBMM görevlilerinin eklediği içeceklerle sade bir kokteyl düzenledik. O dönem TBMM Genel Sekreter Yardımcısı olan Kırıkkaleli hemşerimiz Haydar Çiftçi bizi hiç yalnız bırakmazken, paneli haber alan hemşerilerimiz de katılım sağlayarak bizlere destek oldular. Panel sonrası TBMM Genel Sekreteri olan, daha sonra Sudan/Hartum ve şu anda da Pakistan/İslamabad’da Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi olarak görev yapan İrfan Neziroğlu ile makamında Ahilik üzerine bir süre sohbet ettikten sonra ayrıldık.
Bir kaç gün sonra Karagüllü, sabah erkenden ziyaretime gelmiş odamda beni bekliyordu. Gelirken bana Ahi dürümü getirmişti. Kendisi gittiği yerde birşey yiyip içmezdi. Hatta işi uzun değilse oturmazdı da. Bana “bu dürüm insanı nazardan korur, ye” diye tembih etti. Konuyu, TBMM’de yaptığımız panelin hazırlanmasındaki gayretime ve TBMM’ye girişimizde gösterdiğim jeste getirerek çok bahtiyar olduğunu ifade etti.
Karagüllü ile çok anımız var ama rahmetli ile İstanbul’da katıldığımız son EMITT Turizm Fuarı’na da kısaca değinerek bu faslı kapatmak istiyorum.
İstanbul’da her yıl Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı (EMITT) yapılır. Kırşehir Valiliği olarak bu fuara bazen müstakil, bazen de Kırşehir Belediyesi ile ortaklaşa, değerli Valimiz Sayın M. Lütfullah Bilgin’in talimatı üzerine 2007 yılından itibaren 12 yıl aralıksız olarak katıldık. Kırşehir’in tanıtımına büyük katkı sağladığına inandığım ve her yıl çeşitli dallarda ödül alarak döndüğümüz fuara, 2019 yılından sonra masraf oluyor diye maalesef bir daha katılmama kararı alındı. Zaten yaşanan Covid-19 salgını nedeniyle de ertesi yıl fuar düzenlenmedi; sonra da Kırşehir fuara hiç katılmadı. Hâlbuki bu yıl 5-7 Şubat 2026 tarihleri arasında 29’uncusu düzenlenen fuar, her yıl yaklaşık 30 bin turizm profesyonelini bir araya getiren önemli bir buluşma noktasıdır. 2026’da bu fuara 109 ülkeden 656 kurum, 660 tur operatörü katıldı. Bu rakamları göz önüne alırsak, etkinliğin önemi daha iyi anlaşılır.
2018 yılında, 25-28 Ocak günleri arasında yapılacak EMITT Fuarı’na tüm hazırlıkları yaparak ekibi İstanbul’a yolcu ettik. Bizler de o gün Kırşehir’de yapılacak önemli bir program nedeniyle bir gün sonra gidecektik. İsmet abla gelip Ahi Baba ile birlikte fuara gitmek istediklerini söyledi. Geçmiş yıllarda da birkaç defa katılmışlardı. Ben de araçların yola çıktığını, bizim de sabah uçak ile gideceğimizi söyledim. Yapılan birkaç görüşmeden sonra, dönemin Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’nin isteği üzerine Ahi Baba ve İsmet ablanın da fuara gitmeleri kararlaştırıldı. O sabah Valilikten ben, belediyeden Halil Çalışır ve birkaç yönetici, Ahi Baba ve İsmet abla ile İstanbul’a gittik.
Ertesi gün Ahi Baba gece biraz üşüdüğünü söyledi, odasını değiştirdik. Yıllardır fuara katıldığımız için turizmciler genelde bizi tanıyordu. Ahi Baba da yanımda oturuyor, misafirlere Ahilik ve Kırşehir’i anlatıyordu. Renginin biraz soluk olduğunu fark ettim ve sağlığını sordum. Bana 1 haftadır üzerinde biraz kırıklık olduğunu, tebdil-i mekanda ferahlık var diye İstanbul’a geldiğini söyledi. Ahi Baba’nın rahatsızlığı geçmeyince üçüncü gün kendisini İsmet abla ile birlikte Kırşehir’e dönen bir araçla yolcu ettik.
Koca çınar Ahi Baba, Kırşehir’e döndükten sonra bazen hastanede yatarak, bazen de evinde tedavi gördü. Herkes gibi biz de sağlığını merak ediyor, yanı başından hiç ayrılmayan İsmet abladan bilgi alıyorduk. Zannederim 2 Nisan günü idi; hastanede ziyaret ettim, bir süre sohbet ettik. Ancak o tanıdığımız heybetli Karagüllü yoktu. Ben İsmet ablaya, “Sen biraz nefes al, Ahi Baba’nın yanında ben bir süre kalırım” dedim. Israrlarıma rağmen İsmet abla odadan ayrılmadı. Karagüllü de bana, zorlama, gitmez yolunda işaret etti. Tabii kendisiyle helalleşemedik ve odadan ayrıldım.
Nitekim Ahi Baba, 17 Mayıs 2018 tarihinde aramızdan ayrıldı. 18 Mayıs günü öğle namazına müteakip Ahi Evran Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Kümbetaltı Mezarlığı’nda ilk eşi Selvi Hanım’ın yanına defnedildi. Ardından servet değil; kurumsallaşmış esnaf teşkilatı, kökleşmiş Ahilik kutlamaları ve örnek alınacak bir fedakârlık bıraktı.
Bugün Türkiye’de Ahilik’ten söz ediyorsak, esnafın sesi duyuluyorsa ve dünyaya nizam veren bir kültür hâlâ ayaktaysa; bunda Ahi Baba Mustafa Karagüllü’nün payı büyüktür. Bazı insanlar ölür, bazıları ise şehirlerin vicdanına dönüşür. İsmet abla bir süre sonra İstanbul’a yerleşirken, Mustafa Karagüllü her yıl esnaf kuruluşlarınca aile fertlerinin de katılımıyla düzenlenen programlarla Kırşehir’de anılmakta, Kırşehirlilerin hafızasında yaşamaya devam etmektedir.
Allah rahmet eylesin!
Yazımın sonunda, bazı konularda makalesinden faydalandığım İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Erol Ülgen hocama ve tereddütte kaldığım hususlarda beni aydınlatan Ahi Baba’nın evladı Rasim Karagüllü abime teşekkür ederim.

Osman DEMİR
