15 Temmuz’un 10. Yılında TÜRKİYE’NİN BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ

 Yarın, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en karanlık ama aynı zamanda en şanlı direnişlerinden biri olan 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıl dönümü.

Bundan on yıl önce, devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bir ihanet şebekesinin, bu milletin silahlarını yine bu milletin evlatlarına doğrulttuğu o meşum geceyi yaşadık. 

Bugün geriye dönüp baktığımızda, sadece bir darbe girişiminin bastırılmasını değil, bir ülkenin prangalarından kurtularak küresel bir aktör haline gelişinin destanını görüyoruz.

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ), arkasındaki küresel üst akılların sufleleriyle, Türkiye’den onlarca yıl boyunca adeta bir “kanser hücresi” gibi büyüdü. 

Eğitim, din ve diyalog maskesi altında saf Anadolu insanının duygularını sömürerek işe başlayan bu yapı, aslında küresel güçlerin Türkiye’yi dizayn etmek için beslediği taşerondan başka bir şey değildi.

Zamanla askeri bürokrasiden emniyete, yargıdan mülkiyeye kadar devletin en stratejik kurumlarına sızdılar. Soruları çaldılar, kumpaslar kurdular, kendilerinden olmayan herkesi tasfiye ederek paralel bir devlet mekanizması inşa ettiler.

Siyaseti manipüle etmek, yargıyı bir silah gibi kullanmak ve nihayetinde Türkiye’yi içeriden teslim almak için gün saydılar.

Bu yapının devlete karşı ilk açık savaşı, 7 Şubat 2012’de o dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması kriziyle başladı. 

Küresel odakların önündeki en büyük engel olarak gördüğü Hakan Fidan üzerinden doğrudan Başbakan Erdoğan’ı ve devleti kuşatmak istediler ama başarılı olamadılar.

Bu defa, 28 Mayıs 2013 tarihinde Taksim Gezi Parkı kentsel gelişim planına karşı çıkmak amacıyla yeni bir süreç başlatıldı. Sonrasında ifade özgürlüğü ve medya sansürü gibi toplumsal konular bahane edilerek olaylar hızla büyütüldü. 

Aslında bu süreç, dış odakların ve içimizdeki şer güçlerin el ele vererek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidardan indirmeyi hedeflediği bir kalkışmaydı. 

Olayların tırmandırılmasında, polisin sert müdahaleleriyle halkın kışkırtılmasında ve sürecin bir “hükûmeti devirme” girişimine dönüştürülmesinde ise emniyet ve yargı içine sızmış FETÖ mensupları son derece aktif bir rol oynadı. 

Taksimde göstericilerin kurduğu çadırların yakılması talimatını veren Emniyet Müdürünün 15 Temmuz gecesi bir tankın içinde yakalanması bu bağlantının en net ifadesidir. 

Nitekim bu sinsi iş birliği, resmi ve hukuki raporlarda da tüm çıplaklığıyla net bir şekilde ortaya konmuştur.

Sinsi yapı, bu operasyon da tutmayınca 17-25 Aralık yargı darbesi girişimiyle saldırılarını derinleştirdi. Ancak hedeflerine ulaşamayınca, 15 Temmuz 2016 gecesi son ve en kanlı kartlarını oynadılar.

15 Temmuz gecesi tanklar köprüleri kapattığında, jetler Meclis’i bombaladığında amaç sadece bir hükümeti devirmek değildi; amaç Türkiye’yi işgale açık hale getirmekti. İşte o zifiri karanlıkta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ölüm tehditlerine ve namlulara meydan okuyan korkusuz duruşu, milletine olan sarsılmaz güveniyle birleşti. 

Kaldığı otelin suikast timleri tarafından basılmasından dakikalar önce uçağıyla İstanbul’a doğru hareket ederek namluların üzerine yürüyen Erdoğan, televizyon ekranlarından yaptığı tek bir çağrı ile akışı değiştirdi: 

MİLLETİMİ MEYDANLARA DAVET EDİYORUM”

Bu çağrı, bir lider ile halkı arasındaki kopmaz bağın tezahürüydü. O gece siyasi görüşler, kökenler, ideolojiler bir kenara bırakıldı. Milyonlarca insan sadece bayrağını alarak meydanlara, havaalanlarına, tankların önüne koştu. 

Göğsünü kurşunlara siper eden bu aziz millet, çıplak elleriyle modern silahları alt etti. 

O karanlık gecede bu vatan uğruna 251 vatan evladını şehit verdik, 2 bin 700’den fazla insanımız ise gazi oldu. 

Sabaha karşı darbecilerin birer birer teslim oluşu, sadece askeri bir başarısızlık değil, milli iradenin küresel vesayete karşı kazandığı bir zaferdi.

15 Temmuz’un bertaraf edilmesi, Türkiye için adeta bir temizlik ve arınma döneminin kapısını araladı. Devletin içindeki bu ur temizlendikçe, Türkiye kendi potansiyelini keşfetti. Bunun en somut ve gurur verici örneği savunma sanayiinde yaşandı.

İçerideki hainlerin engellemeleri, dışarıdaki gizli ve açık ambargolar ortadan kalkınca Türkiye; İHA’ları, SİHA’ları, beşinci nesil milli muharip uçağı KAAN’ı, TCG Anadolu’yu ve kendi hava savunma sistemlerini üreten küresel bir güç haline geldi. 

Savunma sanayiindeki bu yerlilik oranı, Türkiye’nin dış politikada tamamen bağımsız kararlar alabilmesinin en büyük güvencesi oldu.

FETÖ’nün lojistik ve istihbarat ağının çökertilmesi, Türkiye’nin diğer terör örgütleriyle olan mücadelesine de çarpan etkisi yaptı. Sınır ötesi operasyonlarla PKK/YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerine ağır darbeler indirildi, sınır güvenliğimiz tahkim edildi.

Bugün Türkiye, özellikle Ortadoğu’da oyun kuran, bölgesel krizlerde arabuluculuk yapan ve masada ağırlığını hissettiren lider bir ülke konumunda. 

Kafkaslar’dan Libya’ya, Akdeniz’den Balkanlar’a kadar uzanan bu etkinlik, 15 Temmuz’da prangalarını kıran bir Türkiye’nin ayak sesleridir.

Türkiye’nin bu kararlı duruşu, başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada dengeleri değiştirdi. Artık emir alan değil, çıkarlarını masada söke söke alan bir Türkiye var. 

Küresel jeopolitiğin merkezinde yer alan ülkemiz, uluslararası ittifakların da en kritik taşıyıcı kolonu haline geldi.

Nitekim ülkemizde gerçekleştirilen son NATO Zirvesi, bu gücün ve başarının tescillendiği tarihi bir dönüm noktası oldu. 

Türkiye, hem ittifakın güvenliğindeki vazgeçilmez rolünü ortaya koydu hem de terörle mücadele konusundaki haklı tezlerini tüm dünyaya bir kez daha kabul ettirdi. Zirvede elde edilen diplomatik başarılar, 10 yıl önce bizi diz çöktürmek isteyenlere verilen en net cevaptı.

15 Temmuz, bu toprakların gördüğü en büyük ihanetlerden biriydi; ama aynı zamanda bu milletin asil kanıyla yazdığı büyük bir diriliş destanı oldu.

Bugün 10. yılın eşiğinde, şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğilirken, gazilerimize minnetlerimizi sunuyoruz. 

Türkiye Yüzyılı vizyonuyla geleceğe yürürken sahip olduğumuz en büyük güç, o gece meydanları dolduran çelikten iradedir.

15 Temmuz’u unutmadık, unutturmayacağız. Çünkü biz unuttuğumuz an, vazgeçtiğimiz an kaybederiz. 

Bu millet asla vazgeçmedi, vazgeçmeyecek.

Osman DEMİR

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

;