KÜRESEL SİYASETİN KALBİ ANKARA’DA  ATIYOR

Bugün ve yarın,  yani 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde dünya diplomasisinin ve küresel güvenliğin kalbi resmi olarak başkentimiz Ankara’da atıyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, 1949 yılında Sovyet tehdidine karşı kolektif savunma ve üye ülkelerin toprak bütünlüğünü koruma amacıyla kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), tarihinin en kritik ve en geniş kapsamlı zirvelerinden birini Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştiriyor.

Cumhuriyet tarihimizde daha önce 2004 yılındaki tarihi İstanbul Zirvesi ile bu büyük ittifakı ağırlayan ülkemiz, tam 22 yıl sonra bu defa Ankara’da hem de düzen kuran ülke olarak küresel siyasetin yönünü tayin ediyor.

Bu dev organizasyon, kelimenin tam anlamıyla muazzam bir diplomatik ve lojistik hazırlığın eseri. 

Ankara’da adeta kuş uçurtulmuyor; 48 bin 841 emniyet, 7 bin 447 jandarma ve dijital cepheyi koruyan 639 siber güvenlik personeli olmak üzere toplam 56 bin 288 kişilik dev bir güvenlik ordusu 7/24 görev yapıyor. 

Heyetlerin ve liderlerin intikali için Esenboğa, Ankara ve Mürted havalimanları tamamen bu tarihi trafiğe tahsis edilmiş durumda. 

İttifaka üye 32 devlet ve hükümet başkanının yanı sıra yaklaşık 100 bakan, uluslararası kuruluş temsilcileri ve üst düzey diplomatlar olmak üzere yaklaşık 10 bin kişi Ankara semalarında barış ve strateji için bir araya geliyor.

Zirvenin en çok konuşulan ve küresel dengeleri sarsan aktörü ise hiç şüphesiz ABD Başkanı Donald Trump. 

Ankara’ya ayak basacağını açıklarken Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğine övgüler yağdıran Trump’ın bu ziyareti, Washington-Ankara hattında yepyeni bir dönemin kapısını aralayabilir. 

Trump’ın, Erdoğan’ın bölgesel krizlerdeki oyun kurucu rolünü takdir eden ve Türkiye’nin vazgeçilmez bir küresel güç olduğunu vurgulayan sözleri, bu zirvede “sürpriz” anlaşmaların zeminini çoktan hazırladı. 

Ankara kulislerinde, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması yönünde somut adımların atılabileceği, F-35 projesine geri dönüş senaryolarının masaya gelebileceği, F-16 ve en önemlisi milli gururumuz KAAN için jet motoru alımı konusunda devrim niteliğinde bir ortaklığın kurulabileceği yüksek sesle konuşuluyor. Bu ilişkiler yalnızca ABD ile sınırlı değil, her fırsatta Yunanistan ile işbirliği işareti veren Fransa’nın da bu zirvede amiyane tabirle yelkenleri indirmesi bekleniyor. 

Böylesi stratejik kazanımlar, Türkiye’ye hem milyarlarca dolarlık ekonomik girdi sağlayacak hem de savunma sanayiimizi küresel ligin zirvesine perçinleyecektir.

Savunma sanayii demişken, zirveyle eş zamanlı olarak Savunma Sanayi Formu düzenlenerek Türkiye’nin yerli ve milli teknolojide ulaştığı muazzam gücü dünya liderlerinin gözleri önüne serilecek. 

Milli Savunma Sanayimizin kalbi TUĞSAŞ’ta İHA’larımızdan SİHA’larımıza, zırhlı araçlarımızdan füze sistemlerimize kadar Türk mühendisliğinin gövde gösterisi yapacağı yeni ihracat kapılarını sonuna kadar aralayacağı tanıtımlar yapılacak. 

Zirvenin oluşturacağı bu diplomatik rüzgar, yalnızca ABD ile değil, özellikle Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle olan ilişkilerimize de yeni bir ivme kazandıracaktır. 

Türkiye’nin terörle mücadeledeki haklı duruşu, sığınmacı krizindeki kilit rolü ve bölgesel istikrarın teminatı olması, Batı dünyası nezdinde ülkemizin diplomatik ağırlığını katbekat artıracaktır.

Dünya devletleri Türkiye’nin bu yükselişini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgesel ve küresel etkisini, krizleri çözen aktörlüğünü böylesine teslim etmişken, ne yazık ki iç siyasette muhalefetin vizyondan ve yerli duruştan uzak tavrı milletimizin gözünden kaçmıyor. 

İki başlı CHP’nin mülga lideri Özgür Özel’in Türkiye’nin küresel ölçekte kazandığı bu devasa başarıları görmezden gelen, hatta içeride değersizleştirmeye çalışan kısır siyaset anlayışı, dış politikadaki milli çıkarlarımızla açıkça çelişmektedir. 

Dünya başkentleri Ankara’nın gözünün içine bakarken, ana muhalefetin hala küçük hesaplar ve yapay krizler peşinde koşması, ülkemizin bu tarihi yürüyüşünü gölgelemeye yetmeyecektir. Maalesef bu ülkenin kurucu partisinin ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kötülemeye yönelik açıklamaları dışında’ söyleyeceği hiç bir şey yok mu? 

Maalesef hayretler içinde şahit oluyoruz ki, Ankara’nın böylesine önemli bir zirveye ev sahipliği yapması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyun kurucu rolünden bir Netanyahu, bir de içimizdeki bazı marjinal gruplar rahatsız oluyor. Ben daha ileriye gitmek istemiyorum. Takdiri siz okuyucularımıza bırakıyorum.

Ankara Zirvesi, sadece bir ittifak toplantısı değil; Türkiye’nin küresel düzende bir ajanda belirleyici, oyun kurucu ve tam bağımsız bir güç olduğunun tüm dünyaya ilan edilmesidir. 

Başkentimizden çıkacak kararların ülkemize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum.

Osman DEMİR

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir