TÜRK’ÜN ZAFER AYI: AĞUSTOS
Tarihin akışını değiştiren milletlerin, takvimlerde kendilerine ait özel zaman dilimleri vardır. Türk milleti için bu zaman dilimi hiç şüphesiz Ağustos ayıdır.
Kavurucu sıcakların hüküm sürdüğü bu ay, asırlar boyunca Türk’ün bağımsızlık iradesine, askeri dehasına ve vatan tutkusuna tanıklık etmiş; zaferlerle dokunan bir kader ayına dönüşmüştür.
Türk tarihi denilince Ağustos ayı, iki büyük dönüm noktası arasında yükselir. Bu kutlu kapının ilkini 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan Malazgirt’te açmış; ikincisini ise tam 851 yıl sonra, yine bir 26 Ağustos sabahı Gazi Mustafa Kemal Paşa Kocatepe’de açarak mühürlemiştir.
1071 yılının 26 Ağustos günü, sadece iki ordunun karşı karşıya geldiği bir meydan muharebesi değildir. Sultan Alparslan, kefenini giyerek çıktığı Malazgirt Meydanı’nda Bizans’ın devasa ordusunu mağlup ettiğinde, kıtaları değiştirecek bir tarihin ilk sayfasını yazıyordu.
Malazgirt, Türklerin Anadolu’yu yalnızca sığınacak bir yurt değil, ebedi bir ev olarak seçtiğinin ilanıdır. Bu zaferle birlikte Anadolu’nun kapıları ardına kadar açılmış, medeniyetimizin bu topraklardaki kökleri derinlere uzanmaya başlamıştır.
Malazgirt’le açılan o kapı, takip eden asırlarda Ağustos ayında kazanılan yeni zaferlerle sürekli tahkim edildi.
Otlukbeli (1473) ile Doğu Anadolu’da birlik sağlandı, Çaldıran (1514) ve Mercidâbık (1516) ile sınırlar genişledi. Belgrad’ın fethi (1521) ve tarihin en kısa süren meydan muharebesi olan Mohaç (1526) ile Osmanlı Cihan Devleti’nin gücü Avrupa’nın kalbine kazındı.
Kıbrıs’ın Fethi (1571) ise Akdeniz’deki Türk hakimiyetini taçlandırdı. Ağustos, adeta Türk’ün seferden zaferle döndüğü bir gelenek haline geldi.
Ancak tarih, her zaman yükselişlerden ibaret değildir. Asırlar boyu süren mücadelelerin ardından, 20. yüzyılın başında Türk milleti tarih sahnesinden silinme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. İşte tam bu noktada, yine bir Ağustos ayında bir lider Türk milletine önder oldu.
26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30’da Kocatepe’den yükselen top sesleri, Malazgirt’te açılan o kutlu kapının asla kapatılamayacağının haykırışıydı.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın komutasında başlayan Büyük Taarruz, sadece işgalci orduları darmadağın etmekle kalmadı; Sevr ile biçilen kefeni de yırtıp attı.
Bugün de ülkemiz, kimi emperyalist odakların ve onların içimizdeki işbirlikçilerinin milli birlik ve beraberliğimizi bozma gayretleriyle karşı karşıya kalmaktadır.
Ancak Türkiye; savunma sanayiinden ekonomiye, diplomasiden teknolojiye kadar her alanda ulaştığı güç ve milli şuurla hareket eden kararlı yönetimi sayesinde, bu tür kirli girişimleri ve vesayet arayışlarını daima sonuçsuz bırakmaktadır.
30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bağımsızlığımızın ve milli egemenliğimizin ebedi mührü oldu.
Bu büyük askeri başarı, her yıl gururla kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı ile milletimizin hafızasında ölümsüzleşti.
Zafer Bayramı; sadece askeri bir galibiyetin değil, “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” diyen bir milletin hürriyet haykırışının ve 1071’de yurt edinilen Anadolu’nun ebediyen Türk yurdu kalacağının dünyaya tescil edildiği gündür.
1071’de Malazgirt’te atılan o ilk adımdan, 1922’de Dumlupınar’da kazanılan o son zafere kadar Ağustos ayı; kararlılığın, inancın ve pes etmeyen bir ruhun simgesidir.
Bugün Ağustos ayına baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca geçmişin şanlı hatıraları değildir. Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a ve 30 Ağustos Zafer Bayramı’na uzanan bu hat; en zor şartlarda dahi kenetlenmeyi başaran bir milletin, tarih sahnesinde her zaman var olmaya devam edeceğinin en somut kanıtıdır.
30 Ağustos Zafer Bayramımız ve zafer ayımız kutlu olsun!
Osman DEMİR
